7/11/2007 - SABIR

BAKARA SURESİ / 45 : Sabır ve namaz ile Allah(c.c.)’tan yardım isteyin.Şüphesiz O (sabır ve namaz), Allah’a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.
Allah(c.c.)’a ulaştıran en önemli unsurlardan birisi de sabırdır.
“Sabır, Hakk’tan gelen her şeye râzı olmaktır." .
Sabır, Allah(c.c.) indinde o kadar önemlidir ki, Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de 100’den fazla yerde sabır konusuna çeşitli şekillerde değinilmektedir.
Bütün kulların sabır konusunda çeşitli sınamalardan geçmesi mukadder ve muhakkaktır.Bundan peygamberler bile muaf olmamış, aksine, en ağır sabır imtihanlarına onlar tâbi tutulmuşlardır.
Sabır, insanların bu ikinci şecaati, yâni yiğitliği ve kahramanlığı belki birincisinden de önemli ve zordur.Sabır nefis terbiye ve tezkiyesinin en önemli basamağıdır.
Zîra insanoğlu her gün birçok kereler, maddî ve manevî elemlere, üzüntü ve sıkıntılara mâruz kalır.Kendisi bunlara dayanamaz, sabır ve şükürle karşılamayı başaramazsa, nefsi feverânlar eder.Bu türden davranışlar, insanoğlunun hem maddî hem de manevî varlığına zarar verir.Sabırsız olanlar sürekli isyân ve şikâyet halindedir.Sanki dünyadaki tek dertli ve sıkıntılı kişi kendisiymiş gibi düşünür
Halbuki Allah(c.c.), kullarına kaldırabileceğinden daha ağırını yüklemeyeceğini vaat etmiştir.Bizlere, dayanabileceğimizden fazlası yüklenmeyeceğine göre, mihnet ve belâyı verenin Allah(c.c.) olduğunu ve bu durumun bizlerin tekâmülü için gerekli olduğunu bilip, sızlanmamak ve sabırla davranmak düşmektedir.
“Sabrın gereklerini değil, sabrın kendisini uygulayın.”
Öğütü, anlayanlara çok şey ifâde etmektedir.Yâni nasıl sabredileceğini, bunun şartları ve gereklerini sayıp dökmektense; en güzel davranış, sabrederek sabrın kendisini göstermektir.
İnsanlara en az verilen şeyin sabır ve yakîn olduğu bildirilmiştir.Çeşitli kaynaklarda sabır için “Îmânın yarısıdır” denilmektedir.
Eğer Allah(c.c.)’ın rızâsına uygun bir sabırla üzüntülere, hastalıklara, kayıplara, belâ ve mihnetlere karşı koyabiliyorsak, zâten yolun önemli bölümünü geçmiş sayılırız.
Eğer sabırsızlık gösterirsek bu, ümitsizliği, ümitsizlik hayıflanmayı, hayıflanma da isyânı getirir.Bunların hepsi ve özellikle tevâzu, hoşgörü, şükür ve sevgi çok ince bir şekilde birbirine bağlı ve birbirinden geçişlidir.
ŞÛRÂ SURESİ / 43 : Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.
denilmek sûretiyle, İslâm düşüncesi içindeki önemi iyice vurgulanmış ve belirginleştirilmiştir.
Sabrın kolay değil zor olduğu, ancak karşılığının da ona göre olacağı şu Hadiste anlatılmıştır.
“Koçyiğit güreşte yenen değildir, asıl koçyiğit kendisine mâlik olandır.”
Burada kendisine mâlik olan denilerek anlatılmak istenen; öfkesine sahip olan, öfkesini kontrol edebilendir. Mânevî plânda üstünlük; nefisten uyanan öfke ve gazâbı kontrol edebilmek, onun hem kendimize hem de başkalarına zarar vermesini önleyebilmekle elde edilir.
BAKARA SURESİ / 153 : Ey îmân edenler!Sabır ve namaz ile Allah(c.c.)’tan yardım isteyin.Çünkü Allah(c.c.) muhakkak sabredenlerle berâberdir.
Öfkeyi zaptetmenin yolu, öfke geldiğinde: “Lâ Havle velâ kuvvete…” demektir.Böyle söylendiği anda, Allah(c.c.)’ın yardımı ve rahmeti üzerimize erişir, bir yağmur, bir ışık, bir nûr gibi yağar.
Öfke ânında “Bu benim imtihanım!” diyerek Allah(c.c.)’a sığınmak en büyük fazîlettir.
Sabrın karşıtı sabırsızlık, yâni şekvâ ve sızıntıdır.Şekva, mihnet ve belâlara tahammül edememek, sorumluluklara sabredememektir. Şekvâ halinde olan insanlar, içinde bulundukları hiçbir durumdan memnûn olmayarak, sürekli şikâyetçi olurlar.
Bu da onların ellerindeki mevcût imkânları da kaybetmelerine yol açar.
HADÎS-İ KUDSÎ : “Ben kulumun kalbinde üç şeye bakarım.Ameline, sabrına ve şükrüne.Bunlar benim içindir, gerisi ise kulumun kendisine aittir.”
Yukarıdaki Hadîs-i Kudsi'de de belirtildiği gibi; Yüce Allah(c.c.) farz olan ibâdetlerin kulun cehennemden kurtulması, cennete ulaşması için olduğunu; ancak sabır ve şükrün direkt olarak kendi rızasını kazanma amacına yönelik olduğunu beyan buyuruyor.
|